Yukarı Çık
KANSER ASİDİK VE OKSİJENSİZ ORTAMI SEVER
5 Temmuz 2018 Perşembe 17:20:32
1929 kez okundu.



DR. OTTO WARBURG, 1931 YILINDA yaptığı araştırmalarla, tüm kanser türlerinin iki temel koşul olan asidoz ve hipoksi ile tanılanabileceğini bularak Nobel Tıp Ödülü’nün sahibi olmuştur. Mikroplar gibi kanser hücreleri de gelişebilmek için asidik ve oksijensiz ortamları tercih eder. O halde, vücudu asidik olmaktan ve oksijensiz bırakacak alışkanlıklardan uzaklaşarak, kanı alkali hale getirerek kanseri yok edebiliriz. Hal böyle iken, modern tıp Dr. Warburg’un çalışmalarını dikkate almayarak, kanser ile mikroplarla mücadele eder gibi mücadele etme yolunu seçmiştir. Asidik yaşamın hayatımızda ciddi düzeyde olmadığı zamanlarda kanserin neden olduğu ölüm oranı binde birin altındaydı. Bugün kanserden ölüm oranı ise yüzde 25’lere ulaşmış durumdadır. Bu veriler ışığında modern tıbbın kanser ile yapmış olduğu savaşı kaybetmiş olmasına rağmen, gerçek sebeplerini hâlâ göz ardı etmeye ve ilaç firmalarının çıkarlarına uygun davranmaya devam ettiğini görmekteyiz. Hemen her başarısızlığın ardından yapıldığı gibi, kanser çalışmalarında da hedef şaşırtan çabalarla kanserin gerçek sebepleri üzerine çalışmak yerine, elde edilen gerçekler “sümen altı” edilmiş, “kanser kalıtımsaldır” yaklaşımıyla toplumlar da yanıltılmıştır. İstatistikler kanser vakalarının sadece yüzde 5 ila 10’u için hatalı genlerden kaynaklı olduğu sonucuna varmıştır. Böyle bir oranın, geri kalan yüzde 90­95’lere baskın olması kabul edilebilir değildir. Kanser bazı doktorların iddia ettiği gibi kalıtımsal olsaydı yüzyıl önceki veriler ile 2000’li yıllar arasındaki istatistiklerde 250 kat oranında bir fark olmazdı. Bunca çelişkinin aslında çok basit bir nedeni vardı. Bu neden kanser ilaçlarının, modern tıbbın en kârlı dallarından biri olmasıyla açıklanabilir. Elbette bunu kimsenin itiraf etmesini bekleyemeyiz. Kanser hastalarına uygulanan kortizon kürleri, kanı alkali halden daha da uzaklaştırmakta, hastaların durumunu daha da kötüleştirerek ölüme varan sonuçlar yaratmaktadır.
Kanser vakalarının büyük bölümü çevresel faktörlerle yakın ilişki halindedir. Hatalı beslenme, kötü alışkanlıklar, yiyecek ve içeceklerin tüketiminde gerek aşırıya kaçma, gerekse tazelik, hijyen ve doğal ürün kullanma kriterlerine uymama gibi faktörler kanseri tetikleyen unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra bir de yiyecek, içecekler, tamamen kendi isteğimiz dışında gelişen egzoz gazı, kirli hava, kimyasal maddelerin karıştığı hava, su ve toprak yolu ile vücudumuza giren toksinleri vücut tanımadığı için atamaz. Biriken bu toksinler kanı zehirleyerek kansere uygun asidoz ve hipoksi ortamının oluşmasına neden olurlar. Kanserin çözümü için uygulanacak formül, doku kirliliğini temizlemek, sisteme yiyecek, su, hava, ilaç ve diğer dış etkenlerle girerek insan vücudunu çöplük haline getiren toksik atıklardan kurtulmaktır. Bu işlem bir bataklığı görüp sadece sinekleri ortadan kaldırmaya uğraşmak yerine bataklığı kurutarak kesin çözüme ulaşmaya benzer. İçinde bulunduğumuz dünyada kirlenme tamamen ortadan kaldırılamaz. Ama bazı basit uygulamalarla ve beslenme alışkanlıklarını gözden geçirerek riski azaltmak mümkündür. İnsan vücudu dış etkenlerle oluşan zehirli atıklarla etkili olarak mücadele edebilecek düzende yaratılmıştır. Organlar sırayla devreye girerek toksiklerle savaşır. Ancak vücuttaki toksik oranının yükselerek kanı zehirlemesi, dolayısıyla rahatsızlıklara uygun ortam yaratılmasını, kanı düzenli temizleyerek engelleyebiliriz. Yine kanser örneğinden yola çıkarsak kanser, bütün vücudu sarıp, hayati organları bloke etmeden önce fark edilirse, kemoterapi, radyoterapi veya ameliyat gibi yıpratıcı yöntemlere gerek kalmadan engellenebilir. Bunun için oruç tutma, kolon yıkama, çiğ sebze ve meyve suyu içerek, detoks terapisi yaparak, bitkisel destek ürünleri kullanarak kan ve dokuları alkalik yaparak, oksijen takviyesi yaparak hastalığın seyrine olumlu yönde müdahale edilebilir. Hal böyle iken, neden doktorlar bu yöntemlerle tedavi yapılabileceğini söylemez? Hastalara umut aşılamaz? Çünkü böyle bir şey söylerse, ilk olarak kendisine dava açılabilir, meslek hayatı dahi tehlikeye girebilir. Çünkü başta da dediğimiz gibi, günümüz tıbbının politikaları, bir hastalığın gerçek nedenini araştırmak, bu nedenleri ortadan kaldıracak adımlar atmak değildir. Bu yüzden, gittikçe kirlenen ve yaşaması zorlaşan bir dünyada sağlığımızı korumak, yaşamımızı uzatmak için etkili ve koruyucu önlemler almak ve doğruları bulmak bizlere düşmektedir.

Kan asidozu (fazla asit) ile doku kirliliğinden kaynaklanan rahatsızlıklar (çare, detoks mu?):
• Mide ekşimesi
• Alerjiler
• Baş ağrısı 
• Cerahatli yaralar
• Mantar enfeksiyonları
• Gastrit
• Sedef hastalığı
• Sinüzit
• Aşırı yorgunluk
• Saç dökülmesi
• Artrit
• Kötü vücut kokusu
• Sık üşütmeler
• Vajina enfeksiyonları
• Depresyon
• Aşırı mukoza salgısı
• Hiperaktivite ve anksiyete
• Tüm kanser belirtileri Yukarıda sayılan tüm semptomlarda zararlı alışkanlıklar, kötü beslenme, hijyen kurallarına uymama gibi başlıklar dikkat çekse de ana neden kan zehirlenmesidir. İkincil sebepler kan zehirlenmesine neden oldukları için gözden kaçırılmamalıdır. Kirlenen bir şeyi nasıl temizlersiniz? Yıkar, kirlerden arındıracak maddeler kullanır ve kiri uzaklaştırırsınız. İnsan vücudunda da kirlilik bloke edilmeden ve toksinler vücuttan uzaklaştırılmadan rahatsızlıkların önüne geçilemez. Şu halde toksiklerden arınmak için, öncelikle toksik oluşumuna neden olan ortamdan soyutlanmalı, günlük hayattan bir süre de olsa uzaklaşmalısınız. Aksi halde detoksun da kendi başına bir faydası olmayacaktır. Doğru uygulanan detoksun arınmaya olan katkısının yanı sıra, sağlıklı ve uzun yaşamaya yönelik katkıları da vardır. Bunların başında da bağırsak, kolon, mide ve diğer boşaltım organlarının temizlenmesi ve canlanması gelir. Şöyle bir düşünün evinizde, günlük hayatta sıkça kullandığınız elektrik süpürgesinin toz torbası dolunca sesi zorlandığını, çekim gücünün azaldığını bilmeyen yoktur. Peki aynı süpürgenin toz torbası temizlenince durum ne oluyor. Bırakın emiş gücünün artması sesi bile değişir. İnsan vücudu da böyledir. Boşaltım organlarından atılan her toksik canlanmaya katkıda bulunur. Tıkalı bağırsakları ve dolmuş akciğerleri açmak kirli lenfleri ve bozulmuş cildi temizlemek, kirli böbrekleri ve mesaneyi yıkamak vücudun yeniden canlanmasına olanak sağlar. Vücutta biriken toksik miktarına bağlı olarak boşaltım organlarının çalışması da o kadar sekteye uğrar. Ciddi sağlık sorunlarına neden olur.

KAYNAK: AHMET&ELMAS MARANKİ (ALKALİ YAŞAM KİTABI SYF 45,46,47)

Bunu Sosyal Medyada Paylaş :

Hastaliklari tedavi etmek, 1219 sayili Tababet Kanunu'na göre sadece hekimlerimizin görevidir.
Bu sitede yer alan bilgiler saglikli yasama tavsiye niteliginde olup ürünlerimiz ilaç degil, besin destek ürünleridir.
Tedavi veya doktor tedavisi yerine geçmez. Kürlerde ve metinler içerisinde geçen bitkilerin kullanimindan önce, Adi geçen bitkilere alerjiniz olup olmadigini kontrol ettirdikten sonra kullanmaniz tavsiye edilir.