Yukarı Çık
Dinsiz ilim kör, ilimsiz din topaldır.
3 Temmuz 2018 Salı 18:41:43
160 kez okundu.
Gözünü hakikate kapamayan ilim adamları ilmin ve teknolojinin bulduğu buluşların bir İlâhî isme dayandığını kabul etmiştir. Bu ilim adamlarından biri de Albert Einstein’dır. “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din topaldır.” Diyerek, ilim ve dinin asla çatışmadıklarını, aksine bir bütünün parçaları olduğunu ortaya koymuştur.

KOZMİK BAKIŞ

"Dinsiz ilim kör, ilimsiz din topaldır."

Gözünü hakikate kapamayan ilim adamları ilmin ve teknolojinin bulduğu buluşların bir İlâhî isme dayandığını kabul etmiştir. Bu ilim adamlarından biri de Albert Einstein’dır. “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din topaldır.” Diyerek, ilim ve dinin asla çatışmadıklarını, aksine bir bütünün parçaları olduğunu ortaya koymuştur.
Einstein’ın din hakkındaki görüşleri ilim kadar kesindir ve bu hususta şöyle der: "Dinin gerçeği benim için, insanın kendisini bir başka insanın yerine koyabilmesi, onun sevinciyle sevinip, onun üzüntüsüyle kederlenmesidir.",  "Şu kâinatın akla dayandığı veya en azından anlaşılır olduğu kanaati (ki bu, dini duyguya yakındır) bütün bilimsel çalışmaların temelini teşkil eder. Bu kanaat, aynı zamanda benim Tanrı anlayışımı oluşturur."İnanan bir insan, ilmin bütün şubeleriyle İlâhî bir isme dayandığına inanır.

Bunun için ilme tümden gelimci bir bakış açısıyla yaklaşır. Batının seküler anlayışına zıt olarak çalışmaları sonunda bulduğu buluşların hangi İlâhî isme dayandığını da araştırır. İnanan insan için Kur’an, gerçek ilimlerin sırlarının bulunduğu bir kitaptır. İnsanlara derin iman duygusu verir. Bu gerçek şu ayette bütün açıklığı ile beyan edilir: “Gaybın anahtarları O'nun yanındadır, onları ancak o bilir. Karada ve denizde ne varsa bilir. Bir yaprak düşmez ki, yerin karanlıkları içine dane girmez ki O bilmesin. Ne bir yaş, ne bir kuru yoktur ki, o her şeyi açıklayan kitapta bulunmasın.”  Bu ayetin ifade ettiğine göre Kur'an'da bahsi geçen ilmi hakikatler farklı boyutlarda gerçekliğe sahiptirler. Bizim onları görebilmemiz, bu gerçekliği karşılayabilecek bir donanıma sahip olmamızdan geçer.

Mucizeler İlmin Son Hududunu Gösterir İçine düştüğü seküler anlayıştan kurtulamayan Batılı aklın bir türlü kabul etmediği/etmek istemediği hakikatlerden biri de, Allah’ın (cc) Peygamberler vasıtasıyla gösterdiği mucizelerdir.

İnsanların yapmakta aciz kaldıkları fiiller olan mucizeler, binlerce şahitlerin gözleri önünde meydana geldikleri için inkâr edilmeleri mümkün değildir.

Mucizelere gözleriyle şahit olmalarına rağmen inanmadıkları için inkâr edenler, varlığını kabul etmiş ve bunları sihir, büyü vs. gibi safsatalarla açıklamışlardır.

Allah (cc) insanlara, manevî sahada yükselmeleri için birer önder olarak peygamberleri gönderdiği gibi, maddî sahada da kalkınmaları, yeni keşifler yapmalarına imkân vermesi için de her birinin eline bazı harikalar vermiştir. Çünkü sınırlı aklıyla insanın ilk başta bu şeyleri bilmesi zordur.

Mucizelerin İlmi Yönleri Kâinatta cari olan kanunların (Sünnetullah) değiştirilmesiyle vücuda gelen mucizeler, kâinattaki olaylarla ilgili olduğu için, o olayları inceleyen her çeşit ilimle ilgili yönleri vardır. İnsanlar ilimlerle ne kadar ilerlerse ilerlesinler varacakları yer mucizelerin başlangıç noktasıdır.

Mucizelerin mucize olduğunu anlamak için fizik, kimya, matematik ve diğer ilimleri iyi bilmek gerekir. Meselâ, rüzgâr vasıtasıyla havada uçan Süleyman’ın (as) mucizesini  anlamak için, yer çekimini, seyahat hızını, hava şartlarını iyi bilmek gerekir.

Yine, Hz. Nuh'un (as) bir mucizesi olan gemisi, Yusuf’un (as) saati. Bunları en evvel beşere hediye eden mucize'nin elidir.

Kur'ân-ı Kerîm, bu mucizeleri zikretmekle insanlara fen ve sanatının ulaşacakları sınırını çizmiştir. Meselâ Hz. Süleyman'ın rüzgar üzerinde havada uçması ve bir günde iki aylık mesafeyi gitmesi (Sebe, 12) insanlara havacılık hususunda ilham vererek yol açmıştır. Hz. Musa’nın (as) yerden suyu çıkarması (Bakara, 60), yerden artezyenle suların ve petrolün çıkarılacağına işaret etmiş ve insanlar bundan istifade ederek başarmışlardır. Hz. İsa'nın (as) ölüyü diriltmesi (Maide, 110) tıbbın son sınırını çizmiş ve ölüm hariç her türlü hastalığın çaresinin olabileceğini göstermiştir.

Dâvud’a (as) demirin yumuşatılması madenleri bulmaya, ve insanlığın hizmetinde kullanmaya (Sebe, 10) yol göstermektedir. Yine Süleyman’ın (as) vezirlerinden birinin, Kraliçe Belkıs'in uzak mesafedeki tahtını, göz açıp kapayacak kadar az bir zamanda getirmesi (Nemi, 40), eşyanın ses ve gölgesi hatta bizzat aynı ile kısa zamanda yüksek ışık hızıyla nakledilebileceğine parmak basmaktadır. Davud'un (as) sedasının dağlardaki yankısı (Sebe, 10) sesin nakline işaret etmektedir.

Hz. İbrahim'in (as), Nemrud'un ateşinde yanmaması (Enbiya, 69) ateşin yakmayacağına soğutucu da olabileceğine birer işaret olabilir.

Kur'an-ı Kerim'de istikbalde ulaşılacak bilgi ve fenlerle ilgili ayetler çoktur. Bu çeşit ayetler, sadece eski peygamberlerin mucizeleri veya tarihi hâdiselerin hikâyeleri vesilesiyle inmemiştir. İnsan ve kâinatın yaratılışını ve tabiatta cereyan eden yaratılışla ilgili hâdiseleri konu edinen ayetlerden, insanı tefekküre, ibrete teşvik eden ayetlere varıncaya kadar Kur'an'ın pek çok mevzu hakkındaki ayetlerinde bir kısım ilmi, fenni hakikatler mevcuttur. Her ilme mensup ihtisas sahipleri bunlardan kendi sahasına girenleri zamanı geldikçe bulup çıkarabileceklerdir.

(AHMET MARANKİ STRATRAJİK OYUNLAR KİTABI SYF.164,165,166,167)

Bunu Sosyal Medyada Paylaş :

Hastaliklari tedavi etmek, 1219 sayili Tababet Kanunu'na göre sadece hekimlerimizin görevidir.
Bu sitede yer alan bilgiler saglikli yasama tavsiye niteliginde olup ürünlerimiz ilaç degil, besin destek ürünleridir.
Tedavi veya doktor tedavisi yerine geçmez. Kürlerde ve metinler içerisinde geçen bitkilerin kullanimindan önce, Adi geçen bitkilere alerjiniz olup olmadigini kontrol ettirdikten sonra kullanmaniz tavsiye edilir.