Kozmik bilim ve bu konuda yapılan çalışmalar, son yıllarda ülkemizde sıkça gündeme gelmeye başladı. İntegratif (tamamlayıcı) tıbbın önemli bir kolunu oluşturan ‘Kozmik Bilim’ konusunda, özellikle uzun yıllar yaptığı çalışmaları Türk kamuoyuyla paylaşan Prof. Dr. Ahmet Maranki’nin katkısı hayli fazla olmuştur. Prof. Maranki, resmi görevi için gittiği Azerbaycan ve bölge ülkelerinde, 10 yılı aşkın süren yoğun araştırmalar sonucu edindiği bilgi birikimini, yayınladığı kitaplarla, yaptığı konferanslarla, internet sitesiyle, TV ve radyo programları ile kamuoyuna aktarıyor.
Biz de bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet Maranki ile “Kozmik Bilim”i, bu disiplin kapsamında yapılan “Kozmik Beden Temizliği”ni konuştuk ve satış rakamı yüz binleri bulan “Kozmik Bilim ve Bilinçle YAŞAM ENERJİSİ” kitabını tanıtmaya çalıştık.
Kozmik Bilim konusundaki eserleriniz ve konferanslarınız Türk kamuoyunca ilgi ile takip ediliyor. Öncelikle ‘Kozmik Bilim’ nedir, açıklar mısınız?
Kozmik Bilim, kısaca kainat kitabını araştıran bilimdir. Kainatın yaradılışı ile birlikte ortaya çıkan enerjinin boyutlarını, etkilerini insanlığın bilgisine sunmayı amaçlar. Felsefeciler Ay’ı, yıldızları, Güneş’i ve hatta Satürn’ün halkalarını araştırırlar. Ama bunları birbirine bağlayıp, onu döndüren ve niçin döndüğünü izah eden şeyi açıklamazlar. İşte kozmik bilim kainatı, hayvanatı, nebatatı idare eden tek bir merkez güç olduğunu ve merkezin de bize neler bildirdiğini araştırıyor.
Dünyanın da içinde bulunduğu sonsuz kâinatın büyük bir patlama (Big bang) ile oluştuğu ve günümüze kadar da genişleyerek mevcudiyetini devam ettirdiği biliniyor. Modern kozmolojinin verileri, bu patlama sonucunda kâinatın durağan olmadığını, devamlı genişlemekte veya büzülmekte olduğunu, bunun sonucunda da büyük bir enerjinin ortaya çıktığını ve hareket halindeki bu enerjinin evrenle beraber “dünyamız ve içindekileri” de etkilediğini göstermektedir.
Kozmozda (evren) tespit edilebilen yaklaşık 300 milyar galaksiden biri olan ve yine yaklaşık 250 milyar yıldızdan oluşan Samanyolumuzdaki 12 milyar km2 içinde yaşadığımız güneş sisteminde dünyamız da bulunmaktadır. Samanyolu’ndaki bu küçük dünyamız kendisinin ve güneşin etrafında hızla dönerek mevsimleri oluşturup kozmoza ve dünyamıza ısı ve ışık vererek saniyede 200 km hızla güneş sistemiyle beraber kozmozda hareket ettiği halde biz bu hareketi hissetmeyiz.
Kozmozda bize en yakını 500 trilyon km. uzakta olan yıldızların birbirine uzaklıkları da yaklaşık 30 trilyon km. olup ısıları eksi binler derecesindedir. Bilinen yaklaşık 2 milyon bileşimden 1.700.000’i yani % 85’i karbon atomundan oluşmuştur. Karbon, bilindiği gibi, 109 elementten birisidir. Bu konuyu daha da detaylandırmak mümkün.
Modern bilim bütün bunları araştırmaktadır. Çünkü “Modern Bilim”in gayesi; evreni ve içindeki bütün yaratılanları incelemek, insanlığa bunların mahiyetini, nedenini ve niçinini açıklamaktır.
KOZMİK BİLİMİN GAYESİ
İşte "Modern Bilim" içinde bir bölüm olarak kabul edilen "Kozmik Bilim"in gayesi ise; insanlığın asrımızda kesin olarak bilinmesi gereken gerçekleri, evrenin yoktan var edilişi sonucu ortaya çıkan enerjinin boyutlarını, "asrın idrakine" göre "ilim ve fen" noktasında izah etmektir.
Bahsettiğiniz sürekli enerji üretimi çerçevesinde insan ve diğer yaratılanlar nasıl bir etkileşim içerisindedir, bu konuda bilgi verir misiniz?
İnsan, bir enerji alanına sahip olarak kâinattaki enerji denizinin içinde yaratılan diğer muhataplarıyla sürekli olarak etkileşim halindedir. Ancak, modern bilimin kabul ettiği termodinamiğin, yani enerjinin bozulması sonucunda kozmozda devamlı hareket halinde olan bu enerjinin, insanlar ve diğer varlıklar tarafından kullanılabilmesi için uygun enerji boyutlarına dönüştürülmesi gerekir.
İşte bu noktada kozmik bilim devreye giriyor ve bu enerjinin dönüştürme mekanizmasını nasılını, nedenini ve niçinini açıklıyor.
Zaten modern bilim, insan organizmasının moleküler yapısının yanında evrendeki enerjiyle ilişkili olduğunu ve bu mekanizmanın belli bir plan, nizam ve intizam içinde hareket ettiğini ispat etmiştir.
Einstein'in izafiyet teorisinde de madde ile enerjinin ayrılmaz bir kütle olduğu, dolayısıyla her şeyin sürekli hareket halindeki enerji parçacıklarından oluştuğu ve birbirini etkiledikleri ileri sürülür. Bu etkilenme ile insanlar hareketler sergilerler. Enerjiyi "insan" boyutunda değerlendirdiğimizde insan bedeninin karmaşık enerji boyutları olduğu görülür.
VÜCUTTA ENERJİ MERKEZLERİ VAR
Yani insan vücudunun farklı yerlerinde farklı enerji mi var?
Kozmik bilime göre vücudun farklı enerji merkezleri vardır. Yani vücuttaki enerji belli yerlerde “Enerji Merkezleri” oluşturur. Bunlara “şakra” denir. Zaten modern bilim de enerjinin yok olmadığını, sadece hareket halinde başka enerji boyutlarına dönüştüğünü kabul eder. Kozmik bilim de, bedendeki enerjiyle beraber bunların belirli noktalarda enerji merkezleri oluşturduğunu ve bu merkezleri birbirine bağlayan enerji kanalları olduğunu söyler. Enerji merkezleri arasında ve çevre ile irtibatı sağlayan duyarlı enerjileri yüksek, akışkanlığı sağlayan damar ağlarına da "Nadi"ler denilmiştir.
Mistik açıdan Uzak Doğu'daki inançlarda ve İslam inancında bunların her an insanlarla alâkalı olduğu, farklı adlarla anılan "400 bin enerji boyutunun" insan bedenlerini kontrolünde tuttuğu veya koruduğu kabul edilmiş bir inanıştır.
İnsan vücudunun diğer enerjilerden etkileşimi nasıl olmaktadır?
Dünyamız katı maddelerden meydana gelmiş olmasına rağmen, deniz gibi sürekli hareket halinde olan, akıcı bir enerjiden oluşmuş ve onunla çevrelenmiş, adeta kuşatılmıştır. Yani insan bir enerji kaynağı ve aynı zamanda sürekli hareket halinde olan bir enerji denizinde yaşıyor. Enerjinin içinde yüzen bir enerji bloğu gibiyiz. Çünkü enerji; kendini madde olarak değil, hareketle gösteren bir kuvvettir. Herkesin kabul edeceği gibi görünmese de, gerçek olan bir kuvvet vardır. Bu kuvvet de enerjidir. Bu noktadan hareketle de evrende bulunan tek şeyin, "enerji" olduğunu söyleyebiliriz.
Zaten modern bilim de insan organizmasının sadece moleküllerden oluşan fiziksel bir yapısı olmayıp, tüm evrende olduğu gibi onun da bir enerji alanına sahip olduğunu doğrular.
O halde maddeler enerji boyutlarıyla mı öne çıkıyor ya da önem arz ediyor?
"Einstein'ın izafiyet teorisinin" önemli sonuçlarından biri de, enerjiyle maddenin, birbirinin yerini tutabileceği kabulüdür. Madde, hareketini yavaşlatarak kendini gösteren enerji olduğuna göre, kütle bir enerji bloğundan başka bir şey değildir. Biz de enerjiden oluşuyoruz.
Katı bir kütle gibi görünen vücutlarımız sürekli hareket halinde bulunan çok miktardaki enerji parçacıklarından başka bir şey değildir.
Kozmozdaki her şey enerjinin farklı bir boyutudur. Dünyamıza doğrusal olmayan bir gözle baktığımızda, biz dahil çevremizdeki her şeyin enerjiden oluştuğunu ve bu enerjinin tam bir bütün oluşturmak için birbirine içtenlikle bağlı olduğunu görürüz.
Bizler birbirinden ayrı varlıklar değiliz. Aynı bütünün parçalarını oluşturuyoruz. Varlıklardan birine etki eden bir şey diğerlerini de etkiler.
Bütün düşünceler, davranışlar, sözler, yaptığımız tüm jestler, geri kalan tüm evreni etkileyen enerji şekilleridir. Bir fizik kanununa göre, enerji evrende hiçbir zaman kaybolmaz, sadece Yaratıcısı’nın kudreti ile başka enerjilere dönüşebilir.
Bedenin maddî görünüşü ardındaki iş yapabilme gücü, tam işlevleri ve yetenekleriyle bedenin onsuz var olmayacağı karmaşık bir enerji sisteminden oluştuğu gerçeğidir. İşte kozmik bilimin gayesi, bu oluşumun perde arkasını aralamaktır.
ENERJİ KANALI TIKANIRSA HASTALIK OLUŞUR
Daha önce vücutta enerji merkezleri olduğunu söylediniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?
Kozmik bilime göre, vücudumuzda var olduğu kabul edilen enerji merkezleri, "yaşam enerjisi"nin çeşitli şekillerini alırlar, dönüştürürler ve dağıtırlar. Bunu biraz daha geniş izah edersek; vücuttaki enerji merkezleri, yaşam enerjisini nadiler (kanallar) yoluyla insanın enerji bölgelerinden, çevresinden, evrenden ve tam enerji yapılarından alırlar; bedenin yaşaması için gerekli olan frekanslara dönüştürürler ve içimize akmasını sağlarlar. Bu merkezler ayrıca çevrelerine de enerji verirler.
Dolayısıyla daha önce de belirtildiği gibi; bu sistem içerisinde, insanlar, yerküre, evren ve bunların hepsi "kozmik enerji" vasıtasıyla karşılıklı bir ilişki içindedirler.
Bu enerji iletişimi ve etkileşiminde nasıl bir ahenk var, ya da bu ahenkte bir değişim yaşanabiliyor mu?
İnsan ve çevresi arasındaki enerji iletişimi, yaratılıştan gelen bir ahenk içindedir. Ancak bugün dünyayı çevreleyen ve koruyan ozon tabakasının delinmesi, çevrenin, havanın, suların, ormanların sorumsuzca kirletilmesi gibi sebeplerle, karşımıza bugünkü birçok doğal felaketin çıkması normal görülmelidir.
Enerji titreşimleri kendilerini değişik frekanslarda gösterirler. Enerji, çok yoğundan çok safa doğru değişen seviyelerde veya hızlarda titreşir. Mesela düşünce; kendini çok hızlı değiştirerek, çok yüksek oranda titreşen saf bir ‘enerji’ biçimidir. ‘Sevgi’ bitmez tükenmez bir enerji kaynağıdır. Gülümseyen insan etrafına enerji yayar. Madde ve enerji birbirlerinin yerine geçebilirler. Dolayısıyla hiçbir zaman, madde ve enerji olmadan maddenin tek bir molekülü, enerjinin tek bir atomu var olamaz.
Tabi vücudumuzun enerjisini arttırmak için, evrenden gelen enerjiyi kabul eden enerji merkezlerimizin açık tutulmasına çalışmak çok önemlidir. Kozmik bilimde ‘hastalıklar’ her zaman enerji merkezi seviyesindeki bir enerjinin tıkanması olarak izah edilir. Bu konuda; enerji ve yaşama isteği arasındaki ilişki, çok belirgindir. Heyecanlanan bir insanın "enerjisi artar" ve o kişi canlanır. Yaşama isteği insanı normal bir birey haline getirir. Yaşama isteği aşırı derecede ise, kişi olağanüstü bir kişilik sergiler. Pozitif düşünce de bu konuda etkilidir.
KAN ENERJİ YÜKLÜDÜR
Enerjinin insanlar ve hatta aynı insanın organları arasındaki değişimi konusunda neler söylemek istersiniz?
Enerji insanlarda farklı düzeylerde olur. Bazı insanların diğerlerinden daha çok enerjileri vardır. Bazıları da enerjilerini tutamaz; âni heyecan, stres ve benzeri yollarla atarlar, boşaltırlar. Bu tür insanlar, yorgun olmamalarına rağmen kendilerini yorgun, bitkin hissederler. Çünkü enerjilerini boşaltmış olurlar.
Yaşam enerjimizin beslenmemizden tutun, çevremizle ilişkiler ve çevre faktörleri, elektromanyetik dalgaların etkisi, düşüncenin insana direk, dolaylı tesiri, planlı yapılan tahribatlar gibi pek çok hadise ile yakın ilişkisi vardır. Yaşam enerjimizi yakın takipte izlemeliyiz. Çünkü bu enerjiye her zaman ihtiyacımız var. Kalbin atışından, sindirim sisteminin hareketlerine, yürümeye, konuşmaya kadar, her faaliyet için vücudun bu enerjiye mutlaka ihtiyacı var.
‘Hayati sıvı’ olarak bilinen kan, vücuttaki dolaşım sırasında metabolizma ürünlerini ve oksijeni dokulara taşır. Amaç, bunlara enerji sağlamaktır. Kan hem bir taşıyıcıdır, hem de enerji yüklüdür. Vücutta ulaştığı her noktaya canlılık, sıcaklık ve heyecan verir. Ayrıca vücudumuzda, bağırsak, hücre sıvıları ve bazı bezlerin salgıladığı sıvılar gibi enerji yüklü başka sıvılar da vardır ve bunların enerji boyutları da birbirinden farklıdır.